Dr.Özgür Uçkan: Kamuoyu Yanıltılarak Seçme Özgürlüğüne Müdahale Ediliyor.
Yazan: admin, 29 November 2011

İnternette sansür ve filtre tartışmaları zamanında epey yapılmıştı. Filtrenin yürürlüğe girmesi ile beraber aynı tartışma tekrar alevlendi. Biz de Efbes olarak, konu hakkında yazıları olan uzmanlara bazı sorular yöneltmek istedik.

Sansürle ilgili yazılarından tanıdığımız Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Sayın Dr.Özgür Uçkan görüşlerini bizlerle paylaştıkları için teşekkür ederiz.

Bazı çevreler filtre paketlerinin aslında sansur olmadığını, çünkü eğer hiç bir filtre paketi seçilmezse zaten normal paket satın alındığını, diğerlerinin kişinin tercihi ile alındığını söylüyor. Bu durumda sizce bir sansürden söz edilebilir mi, neden?

Dr. Özgür Uçkan : BTK (Bilgi Teknolojileri Kurumu) 22 Kasım’da başlayan filtre uygulamasını “seçimlik” olacağı ve filtreli paketleri kullanmayanların durumlarında bir değişiklik olmayacağı iddiasıyla meşrulaştırmaya çalışıyor. Yani filtreli paket seçmeyen kullanıcılar zaten ağır bir şekilde sansürlenmiş bulunan interneti kullanmaya devam edecekler. Bilindiği gibi, BTK’nın ilk 22 Şubat 2011’de aldığı ilk kararında, dört paket vardı: Çocuk, aile, yurtiçi ve standart. Gerek kamuoyunda oluşan ciddi tepki, sokaklara çıkıp kararı protesto eden 60 binden fazla kişi, gerek ulusal ve uluslararası medyadaki eleştiriler ve gerekse Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası toplumdan gelen baskılar sonucunda BTK geri adım attı ve interneti ülke içine kapatmayı hedefleyen absürt “yurtiçi” paketiyle “standart” paketi kaldırarak paketlerin sayısını ikiye indirdi: Çocuk ve aile. Ama bakalım öyle mi? Ona bakarsanız BTK yeni kararında “filtre” sözcüğü yerine “liste” sözcüğünü kullanıyor. Bu, uygulamayı bir filtre uygulaması olmaktan çıkarıyor mu? BTK’nın kararında adı geçmese de üçüncü bir paket, yani “standart” profil varlığını koruyor.

Bu paketlerden birini seçmeyen kullanıcılar bir istisna haline gelecek. Bu aslında adı konulmamış üçüncü bir paket, yani “standart paket” de var demektir. BTK uygulamayı “güvenli internet hizmeti” diye sunarak kamuoyunu yanıltıyor. Durumdan haberi olmayan sıradan kullanıcı, “güvenli internet hizmeti ister misiniz” sorusuna ne cevap verecek? Güvenli internet deyince, insan doğal olarak kötü amaçlı yazılım, spam, pishing ve dolandırıcılıktan korunan bir internet anlıyor, oysa bu düpedüz “sansürlü internet”. BTK dezenformasyon kampanyasıyla kamuoyunu yanıltarak seçme özgürlüğüne müdahale ediyor.

Bu seçimlik aldatmacası ile ilgili çok daha ciddi bir sorun var ortada. Şimdi, devlet eliyle merkezi olarak filtre uyguluyorsanız, tüm internet servis sağlayıcılarına genel bir sistem dayatmak zorundasınız. Yani ilgili paketleri ve standart kullanıcıyı birbirlerinden ayırarak internet erişimini denetleyecek bir sistem. İster filtreli internet kullansın ister kullanmasın ülkedeki tüm internet kullanıcıları aynı arayüz ve aynı sistemden geçerek internete erişecek. Bu sistem, tüm internet kullanımımızı takip edip denetleyebilecek bir sistem olmak zorunda. Böyle bir sistemle her türlü keyfi engelleme, sansür, dinleme, izleme vb. yapılabilir. Bu durum da mahremiyet hakkı ve iletişim özgürlüğü başta olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerimize yönelik açık bir tehdit oluşturur. Tunus, Mısır, Libya, İran, Çin gibi ülkelerde kurulu bulunan bu tip sistemlerin nelere kadir olduğunu gördük. Benzeri bir sistem kurulumu için BTK’nın iki yıldır uğraştığını da biliyoruz. Derin paket sorgulama (Deep Packet Inspection – DPI) yazılımları almak için ihaleye girdiğini de. Bu yazılımlarla kullanıcıların e-postaları dahil her türlü iletişimini hukuk dışı bir biçimde dinlemek ve denetlemek mümkün. Terör vb. gerekçelerle bu tip bir sistemin kurulmakta olduğu da medyada yer alan haberlerden duyuyoruz. Ülkemizin hukuk dışı dinleme, gözetleme ve izleme konusunda kabarık sicilini de bu bilgilere katarsanız, neden endişelenmemiz gerektiğini anlarsınız. Nitekim BTK’ya bilgi edinme hakkı çerçevesinde yaptığımız bilgi taleplerinin hiç birine tatmin edici bir cevap alamadık. Açıkçası ben bu filtre kararını ideolojik sansürün yanı sıra böyle bir denetim – gözetim sistemini hukuk dışı bir şekilde kurmak ve meşrulaştırmak için atılmış bir adım olarak da değerlendiriyorum.

Filtre kararı, bu hizmeti seçsin ya da seçmesin tüm kullanıcıları ilgilendiriyor. Hali hazırda herkes için devam eden sansürcü erişim engellemeleri bundan sonra nasıl yapılacak? Eğer bu da benzer bir liste ile yapılacaksa aslında ortada adı konmamış başka bir profil daha var demektir. Fakat bu konuda yönetmelikte yeterli bilgi bulunmuyor ve kamuoyu kasıtlı olarak karanlıkta bırakılıyor.

Yine bazı görüşler, filtre olayının değilde, mahkeme kararı olmaksızın site kapatmaların sansür olduğunu, filtre uygulamaının ise bambaşka bir konu olduğu konusunda yoğunlaşıyor. Yine aynı görüştekiler, site kapatmalara karşı olduklarını çünkü bunun sansür olduğunu, filtre olayının ise paketi alan kişi için bir tercih seçeneği olduğunu ve sansür kapsamında değerlendirilemeyeceğini söylüyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

 

Dr. Özgür Uçkan :  Filtre uygulamasının sansür olduğu durumlar da vardır olmadığı durumlar da. Bizdeki uygulamayı sansür haline getiren, bu filtrenin devlet eliyle, kamuoyuna kapalı bir şekilde oluşturulması ve yine devlet eliyle merkezi bir şekilde dayatılmasıdır. Bir çok ülkede filtre uygulanıyor. Ama bunlar akıllı tanıma sistemleriyle donatılmış filtreler ve içerikleri devletin herhangi bir kurumu tarafından oluşturulmuyor. İnternet servis sağlayıcıları tarafından tamamen seçimlik bir şekilde sunuluyor ve içerikleri konuya duyarlı sivil toplum inisiyatifleri tarafından denetlenebiliyor. Devletin oluşturduğu ve dayattığı merkezi filtre ise ister seçimlik olsun ister olmasın her durumda sansür anlamına geliyor.
Birleşmiş Milletler ve daha sonra Avrupa Birliği internet erişimini temel bir insan hakkı olarak tanıdı. Her iki kurum da ilgili kararlarında devlet eliyle merkezi filtre uygulamasının bu hakkı ihlal ettiğini ve bir sansür olduğunu da bildirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve geçenlerde de Lahey Adalet Divanı merkezi filtreler konusunda benzer kararlar verdiler. BTK’nın bu uygulaması, iç hukukumuza uyarlamakla yükümlü olduğumuz bu kararlarla çelişiyor.
BTK’nın internet kafeler için oluşturduğu ve 2008’den beri uyguladığı filtrenin içeriği sızdı ve içinde bırakın çocuk pornografisini müstehcenlikle bile ilgisi olmayan çok sayıda muhalif yayın, siyasi içerik, sosyal platform vb. gördük. Aynı kurumun şimdi çocuk ve aile filtrelerinde aynı sansürcü zihniyeti gütmeyeceğini nereden biliyoruz? Daha doğrusu bilemiyoruz, çünkü filtre içerikleri gizli tutuluyor ve servis sağlayıcılara gizlenmiş “hash kodları” halinde gönderiliyor. Ama kurumun sicili bize zihniyet konusunda ip uçları veriyor. Nitekim filtre uygulamasının ilk gününde iç çamaşırı sitelerinden mizah sitelerine pek çok içeriğin filtreye takıldığını da gördük.
Devlet eliyle merkezi filtre uygulamasında, bu konuda yasal yetkisi olmayan bir kurum, mahkeme kararı olmaksızın kafasına göre istediği siteyi filtreye dahil edip erişim engelleyebiliyor. Bunun adı da sansürdür.
Bu filtre uygulamasının seçimlik olduğu konusunda ciddi şüphelerin olduğunu da belirtmiştim. Merkezi filtreleme için kullanılan sistem tüm internet kullanıcılarını ilgilendiriyor. Çünkü bundan sonra erişim engelleme uygulamaları bu sistem aracılığıyla yapılacak ve biz neler olup bittiğini ancak bir siteye erişemediğimizde bilebileceğiz.
BTK’nın yeni kararında sansür olarak nitelenebilecek bir başka boyut daha var. Bu sistemde abonelik sahibi, çocukların yanı sıra hanedeki diğer yetişkinlerin de internet erişimini tamamen denetleyebilecek. Kararı abone verecek, sansürün içeriğini ise devlet belirleyecek. Bu da kısmi ve örtülü bir sansürdür. Ayrıca ticari kaygılarla BTK’nın kara listesine girmemek ve beyaz listesinde yer almak için içerik üreticiler oto sansür uygulayacaklar. Devlet eliyle merkezi filtre hak ve özgürlüklerin düpedüz ihlalidir…
Çünkü hali hazırda ailelerin çocuklarını ve kendilerini korumak için kullanabilecekleri, akıllı tanıma sistemleriyle donatılmış ücretsiz veya ücretli pek çok yazılım mevcut. Açıkçası ben çocuğumu BTK’nın sansür saplantısıyla elle oluşturacağı filtrelerden çok daha iyi koruyacak böyle yazılımları tercih ederim. Çocukları korumak ebeveynlerin sorumluluğunda. Bunun için BTK sansürüne ihtiyacımız yok. BTK, ille de aileyi koruyacağım diyorsa, hepimizin vergileriyle oluşturup nerelere harcadıklarını açıklamadıkları Evrensel Hizmet Fonu’ndan kaynak ayırıp servis sağlayıcılara aktarsın, onlar da profesyonel filtre yazılımlarının en iyilerini kullanıcılarına ücretsiz sunsun. Ama hayır, sanki bu konuda yetkisi, bilgisi ve birikimi varmış gibi bu işe BTK kendisi soyunuyor. Üstelik böyle yaparak, filtre uygulaması adına servis sağlayıcıları altına soktuğu mali yükü (sistem kurulumu, loglama vb.) de, bu paketleri seçmeyen biz kullanıcılara erişim ücreti olarak ödettirecek! Dolayısıyla ben “aile ve çocuğu korumak” söyleminin sansürü maskelemek için bir bahaneden ibaret olduğunu düşünüyorum. Bu ülkede çocuğu korumak için devletin atması gerekip de atmadığı o kadar çok adım varken sansüre doğru koşturmayı da pek iyi niyetli bir girişim olarak algılamıyorum.
Bugüne kadar başta 5651 sayılı yasa uyarınca sansürlenen siteler olmak üzere hemen hemen bütün engellemeler “çocuğun ve ailenin korunması” ile açıklanıyordu. Şimdi madem merkezi filtreleriyle ve gönüllü başvurularla koruyacaklar çocukları ve kafalarındaki aile profilini, o halde 60.000’den fazla site bu profillere girmeyen kullanıcılar için neden hala sansürlü kalıyor? Madem böyle dahiyane bir çözüm buldular, kaldırsınlar o zaman sansürü “terbiyesiz” yetişkinler için… Ama elbette bu konuda da tıs yok. Filtre istemeyen “eskisi gibi” girecekmiş internete. Ama o internet zaten ağır bir biçimde sansürlü!

Dünyada diğer ülkelerde benzer uygulamalar (filtre uygulamaları) var mı?

Dr. Özgür Uçkan :  AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı), geçtiğimiz Temmuz’da yayınlanan bir raporunda, Türkiye’yi organizasyona üye 56 ülke içinde “devlet eliyle merkezi internet filtrelemesine kalkışan ilk ve tek ülke” olarak niteleyerek kınadı. Dolayısıyla BTK’nın 22 Şubat kararı, uluslararası toplum tarafından “ağır sansür” olarak tescillenmiş bir karardı. Yeni kararlarında sadece iki profilin isteğe bağlı olarak konumlanmış olması da durumu pek değiştirmiyor, sadece biraz hafifletiyor. Devlet hala filtre içeriğini kendisi belirlemekte ve merkezi olarak uygulamakta diretiyor.

Dünyada filtre uygulayan çok sayıda ülke var. Ama Çin, İran ve Suudi Arabistan dışında hiç bir ülkede bu filtre içerikleri devlet tarafından belirlenmiyor. Filtre sistemleri internetin kendisi gibi dinamik olmak zorunda. Bunun için yeni teknoloji, akıllı tanıma sistemleriyle donatılmış yazılımlar kullanılıyor, filtre içeriklerini elle girmek zaten abesle iştigal. Kullanılan bu profesyonel yazılımların içeriği de şeffaf ve sivil toplum kuruluşları tarafından sansür kaygısıyla sıkı bir biçimde denetleniyor. Dünya filtreyi böyle uyguluyor. Bizimkiler, “filtre içeriğini ben yaparım, hangi siteleri engellediğimi sana söylemem, beyaz listeme girmek için bana başvurup benden icazet alırsın, kimseye sormadan her türlü uygulamamda da değişiklik yaparım” diyorlar. Bunu diyen ülkeler belli: Çin ve Büyük Ateş Duvarı, İran ve “Helal İnternet”i, Suudi Arabistan ve sıkı denetimi…

Alternatif Bilişim Derneği olarak Danıştay’da bu kararın iptali için bir dava açtık. Çünkü BTK hukuken böyle bir karar alıp uygulamaya yetkili değil. Yetkisini aşarak ilgili tüm prosedürleri ihlal ettiği için de bu karar iptal edilmeli. Zaten bu karar, Anayasa ile koruma altına alınmış olan bilgi edinme özgürlüğü, mahremiyet hakkı ve ifade özgürlüğünü de ihlal ediyor. Ben davayı kazanacağımızı düşünüyorum. Ama olur da kazamazsak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gitmeye hazırız. Çünkü bu karar hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni, hem de AİHM’nin ilgili hükümlerini de açıkça ihlal ediyor.

Elbette hukuki yolların dışında da vatandaşlık hakkımız olan demokratik tepki gösterme hakkımızı kullanmaya devam edeceğiz. Bence tüm internet kullanıcıları temel hak ve özgürlüklerine böyle bir saldırı karşısında tepki gösterme hakkını kullanmalı. Hükümet, sadece filtre kararıyla yetinmiyor zaten. Daha geçenlerde Bülent Arınç, internete basın kanunu uygulamaktan söz etti. Bu en son 2001’de denemiş ve tarihe absürt bir girişim olarak geçmişti. Şimdi yeniden deneyecekler. İnternetin yapısına ve ruhuna ters bir kanunu ona uygulayamazsınız. İnternete basın kanunu uygulamak demek, basın özgürlüğü konusundaki berbat sicilimizin sayısız internet yayınının da sansürlenmesiyle daha da ağırlaşması demek. Dolayısıyla bu baskı, sindirme ve sansürleme girişimleri artarak devam edeceğine göre, kamuoyu tepkisi de aynı ölçüde artarak genelleşecektir.

Öncelikle kullanıcıların internetlerine sahip çıkmaları gerek. Çünkü bu ortam devlete veya şirketlere değil, kullanıcılara ait.